| |
|
Zulular ile geçirdiği uzun yıllar Hellinger'e
insan ilişkilerine farklı bir açıdan yaklaşmanın yolunu açan
değerli bir deneyim oldu.Zuluların insana, onun onuruna
verdikleri önem, ana-baba-çocuk ilişkilerinde sergiledikleri
doğal otorite, saygı ve sevgi, Batı toplumlarında yokluğu
giderek daha fazla hissedilen değerlerin yaşayan örneklerini
oluşturdu.Avrupa'ya döndükten sonra Viyana'da psikanaliz
eğitimi aldı. Ardından Amerika'da Arthur Janov'dan primer
terapi eğitimi aldı. Primer terapinin sağlıklı çözümlere
ulaşamadaki sınırları nedeniyle transaksiyonel analize
yöneldi. Bu dönem, Eric Berne'in "Günaydın dediğinde
söylediğin nedir" konulu yazısı daha sonra kendi oluşturduğu
aile dizimleri açısından bir dönüm noktası oluşturdu.
Çalışmalarında çözüme gidebilmek için hikayeler, mitoslar,
roman, çizgi roman ve filmler kullanan Berne, Hellinger'in
öykücü yanının oluşmasında önemli bir rol oynadı. Hellinger
Berne'in yaklaşımına kuşaktan kuşağa aktarım düşüncesini
ekledi. Aralarında özellikle Milton Erickson'ın
uygulamalarının da yer aldığı çeşitli terapötik çalışmaları
boyunca Hellinger, bugün iyice kristalleşmiş haline tanıklık
ettiğimiz öykücülüğünü geliştirdi. Amerika'da geçirdiği
sürede Milton Erickson'ın öğrencilerinden Jeffrey Zeig,
Stephan Lankton ve diğelerinden beden dilini en ince düzeyde
izlemeyi ve değerlendirmeyi öğrendi. Terapi akımlarının önde
gelen isimleriyle sürdürdüğü çalışmalar ve yoğun
uygulamalar,Aile Dizimi ya da fenomenolojik-sistemik aile
terapisi olarak tanıdığımız kendi senteziyle sonuçlandı.
Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere bütün dünyada saygın bir
yeri olan Bert Hellinger, günümüzün en çok yankı uyandıran
terapistleri arasında yer alıyor.
|
| |
|
Bert Hellinger'in kendine özgü dilinde öykülerin önemli bir
yeri var. Bu yöntemi çok etkili ve etkileyici buluyor ama
kendisinin de bir öykücüye dönüşmesi ancak iki yıl sonra,
bir grup çalışması sırasında doğalca, kendiliğinden
gerçekleşiyor. Hellinger'in uygulamasında öykülerin birden
fazla işlevi var. İlki, terapötik amaçlı. Karşısındakinde
güçlü bir dirençle yüz yüze geldiğinde dağarından ya da
zihninde o anda oluşuveren duruma uygun bir öyküyü anlatmaya
başlıyor. Böylece terapist olarak direncin hedefi olmaktan
çıkıyor. Danışanı, öykü kişileriyle, bu kişilerin
"aynalığıyla", taşıdıkları simgesel anlamla baş başa
bırakıyor. Düş kahramanlarıyla kavga edemeyeceğinize göre
taşıdıkları "mesaj" duvarlarınızdan içeri sızmış,
aydınlatıcı, iyileştirici etkilerini gösterme şansını
yakalamış oluyor…Öykülerin kimi zaman, özellikle de yoğun,
ağır çalışmaların bir anında gevşetici, rahatlatıcı bir
işlevi de oluyor: "Bu bir rahatlama ve bir sonraki adıma
hazırlık gibi. (…) Yani kursun drama gibi bir akışı olmasına
dikkat ediyorum. Önce bir aksiyon, ardından belirli bir
düşünce ya da bazen, durum çok ciddiyse araya bir fıkra ya
da eğlenceli bir şey. (…)Yani yalnızca ciddiyet, yalnızca
eğlence, yalnızca teori, yalnızca çalışma değil, aynı anda
hepsi: Bütünüyle yaşam." (Sevgi Düzenleri adlı kitabının
sonunda Norbert Linz ile yaptığı söyleşiden.)Varolan
hikayelerden elde ettiği yeni "karışımlar" (bir düşünün;
Harold ve Maude ve Küçük Prens, onun bir öyküsünde bir araya
geliveriyorlar), anın dürtüsüyle hemen oracıkta
yarattıkları.. bütün bu öyküler, büyük bir masal ustasıyla
karşı karşıya olduğumuzu anlatıyor bize. Motiflerini,
etkilerini, gücünü ruhun derinliklerinden alan gerçek bir
masal ustasıyla.O halde perdeyi ona açalım, bırakalım
sahneyi Bilgeler, Öğrenciler, Krallarla Ahmaklar doldursun
ve daha nicesi…
ÖZGÜRLÜK
Öğrenci Usta'ya sorar: "Söyle bana, nedir özgürlük?""Hangi
özgürlük?" diye sorar Usta:"İlk özgürlük ahmaklıktır.
Binicisini kişneyerek üstünden atan soylu beygire benzer.
( devamı )
GELDİLER
Bir kursta babasını hiç görmemiş genç bir adam vardı. Annesi
gençken Paris’te bir Fransız ile tanışmış, ondan hamile
kalmıştı.
( devamı )
BİLGİ
Adamın biri artık bilmek istediğine karar verir. Atladığı
gibi bisikletine, doğaya açılır, insanların oturduğu
yerlerden uzakta başka bir yol bulur.( devamı )
GERİ DÖNÜŞ
Kişi ailesi, ülkesi, kültürü içine doğacak ve daha çocukken
içine doğduğu bu yerlerde bir zamanlar örnek alınan,
öğretmen ve usta bilinen kişinin kim olduğunu dinleyecek,
(
devamı
)
ŞENLİK
Kişi yola koyulmuş. Uzaklara bakarken kendine ait olan evi
görmüş. Eve doğru yürümüş. Ulaştığında kapı açılmış ve Kişi,
bir şenlik için düzenlenmiş bir mekana girmiş.(
devamı )
SÜKUNET
Psikoterapi konulu bir kongrede ünlü bir psikolog, dişi
üzerine bir konuşma yaptı ve tartışma sırasında genç
kadınların şiddetli saldırısına uğradı.(
devamı )
YAŞAMIN AKIŞI
Yaban arısı kiraz çiçeğine uçmuş. Bal özünü içmiş, doymuş ve
uçup gitmiş.
Ama derken vicdan azabına yakalanmış. Vermeden alan biri
gibi hissetmiş kendini. (
devamı
)
EŞİNİ ALDATAN KADIN
Bir zamanlar Kudüs’te bir adam Zeytin Dağı’ndan tapınağa
gitmiş. İçeri girdiğinde bilgin hakimler genç bir kadını
önüne sürüklemişler. (
devamı )
İKİ TÜR BİLGİ
Bilgin Bilgeye sorar;Nedir tek olanın bütün olma yolu?
Ya çok bilmeyi özlü bilgiden nasıl ayırmalı?Yanıtlar Bilge;(
devamı )
YAŞAM SEVİNCİ
Sevinç çözer, rahatlatır insanı. Yaşadığımız sevinç
olduğunda, sözgelimi özgürleştirici bir gülüşte üstümüzden
bir ağırlık kalkar.( devamı )
DOSTLAR
Birbirini anlar dostlar. Aynı yöne bakarlar ama ortak bir
hedef olmaksızın. Bu yönde görünenler uçsuz bucaksızdır.
Bundan ötürü oraya doğru birbirleriyle sıkça karşılaşmadan
( devamı ) |