Mehmet Zararsızoğlu                       Hakkımızda                         İletişim
  Ana Sayfa
   
  Bert Hellinger
   
  Sistem-Aile Dizimleri
   
  Seminerler
   
  Psikolojik Hizmetler
   
  Eğitim Programları
   
  Dizimciler Listesi
   
  Makale ve Yayınlar
   
  Sık Sorulan Sorular
   
  Basında Biz
   
  Linkler
   
   
   
   
 
 

 Bert Hellinger

       
     


1925 yılında doğan Bert Hellinger önce felsefe, teoloji ve pedagoji eğitimi aldı. On altı yıl boyunca Katolik bir misyon üyesi olarak Güney Afrika'da Zuluların arasında yaşadı. Zuluların arasında misyoner ve kendi ifadesiyle ruhsal yol gösterici olarak sürdürdüğü çalışmalar Hellinger'i derinden etkiledi. Bu dönemin yararını yaşam boyu gördüğü ürünleri yoğun bir çalışma ve disiplin oldu. 70'li yılların başında misyonuna veda ederek psikoterapiye yönelmek üzere Avrupa'ya dönüşü Hellinger için bir kopuş değil, tersine, doğal akışını izleyen gelişiminin sonucuydu. 

   

 Zulular ile geçirdiği uzun yıllar Hellinger'e insan ilişkilerine farklı bir açıdan yaklaşmanın yolunu açan değerli bir deneyim oldu.Zuluların insana, onun onuruna verdikleri önem, ana-baba-çocuk ilişkilerinde sergiledikleri doğal otorite, saygı ve sevgi, Batı toplumlarında yokluğu giderek daha fazla hissedilen değerlerin yaşayan örneklerini oluşturdu.Avrupa'ya döndükten sonra Viyana'da psikanaliz eğitimi aldı. Ardından Amerika'da Arthur Janov'dan primer terapi eğitimi aldı. Primer terapinin sağlıklı çözümlere ulaşamadaki sınırları nedeniyle transaksiyonel analize yöneldi. Bu dönem, Eric Berne'in "Günaydın dediğinde söylediğin nedir" konulu yazısı daha sonra kendi oluşturduğu aile dizimleri açısından bir dönüm noktası oluşturdu. Çalışmalarında çözüme gidebilmek için hikayeler, mitoslar, roman, çizgi roman ve filmler kullanan Berne, Hellinger'in öykücü yanının oluşmasında önemli bir rol oynadı. Hellinger Berne'in yaklaşımına kuşaktan kuşağa aktarım düşüncesini ekledi. Aralarında özellikle Milton Erickson'ın uygulamalarının da yer aldığı çeşitli terapötik çalışmaları boyunca Hellinger, bugün iyice kristalleşmiş haline tanıklık ettiğimiz öykücülüğünü geliştirdi. Amerika'da geçirdiği sürede Milton Erickson'ın öğrencilerinden Jeffrey Zeig, Stephan Lankton ve diğelerinden beden dilini en ince düzeyde izlemeyi ve değerlendirmeyi öğrendi. Terapi akımlarının önde gelen isimleriyle sürdürdüğü çalışmalar ve yoğun uygulamalar,Aile Dizimi ya da fenomenolojik-sistemik aile terapisi olarak tanıdığımız kendi senteziyle sonuçlandı.
Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere bütün dünyada saygın bir yeri olan Bert Hellinger, günümüzün en çok yankı uyandıran terapistleri arasında yer alıyor.
 

   Öykülerle Hellinger
     
   

Bert Hellinger'in kendine özgü dilinde öykülerin önemli bir yeri var. Bu yöntemi çok etkili ve etkileyici buluyor ama kendisinin de bir öykücüye dönüşmesi ancak iki yıl sonra, bir grup çalışması sırasında doğalca, kendiliğinden gerçekleşiyor. Hellinger'in uygulamasında öykülerin birden fazla işlevi var. İlki, terapötik amaçlı. Karşısındakinde güçlü bir dirençle yüz yüze geldiğinde dağarından ya da zihninde o anda oluşuveren duruma uygun bir öyküyü anlatmaya başlıyor. Böylece terapist olarak direncin hedefi olmaktan çıkıyor. Danışanı, öykü kişileriyle, bu kişilerin "aynalığıyla", taşıdıkları simgesel anlamla baş başa bırakıyor. Düş kahramanlarıyla kavga edemeyeceğinize göre taşıdıkları "mesaj" duvarlarınızdan içeri sızmış, aydınlatıcı, iyileştirici etkilerini gösterme şansını yakalamış oluyor…Öykülerin kimi zaman, özellikle de yoğun, ağır çalışmaların bir anında gevşetici, rahatlatıcı bir işlevi de oluyor: "Bu bir rahatlama ve bir sonraki adıma hazırlık gibi. (…) Yani kursun drama gibi bir akışı olmasına dikkat ediyorum. Önce bir aksiyon, ardından belirli bir düşünce ya da bazen, durum çok ciddiyse araya bir fıkra ya da eğlenceli bir şey. (…)Yani yalnızca ciddiyet, yalnızca eğlence, yalnızca teori, yalnızca çalışma değil, aynı anda hepsi: Bütünüyle yaşam." (Sevgi Düzenleri adlı kitabının sonunda Norbert Linz ile yaptığı söyleşiden.)Varolan hikayelerden elde ettiği yeni "karışımlar" (bir düşünün; Harold ve Maude ve Küçük Prens, onun bir öyküsünde bir araya geliveriyorlar), anın dürtüsüyle hemen oracıkta yarattıkları.. bütün bu öyküler, büyük bir masal ustasıyla karşı karşıya olduğumuzu anlatıyor bize. Motiflerini, etkilerini, gücünü ruhun derinliklerinden alan gerçek bir masal ustasıyla.O halde perdeyi ona açalım, bırakalım sahneyi Bilgeler, Öğrenciler, Krallarla Ahmaklar doldursun ve daha nicesi…

ÖZGÜRLÜK
Öğrenci Usta'ya sorar: "Söyle bana, nedir özgürlük?""Hangi özgürlük?" diye sorar Usta:"İlk özgürlük ahmaklıktır. Binicisini kişneyerek üstünden atan soylu beygire benzer. ( devamı )

GELDİLER
Bir kursta babasını hiç görmemiş genç bir adam vardı. Annesi gençken Paris’te bir Fransız ile tanışmış, ondan hamile kalmıştı. (
devamı )

BİLGİ
Adamın biri artık bilmek istediğine karar verir. Atladığı gibi bisikletine, doğaya açılır, insanların oturduğu yerlerden uzakta başka bir yol bulur.( devamı )

GERİ DÖNÜŞ
Kişi ailesi, ülkesi, kültürü içine doğacak ve daha çocukken içine doğduğu bu yerlerde bir zamanlar örnek alınan, öğretmen ve usta bilinen kişinin kim olduğunu dinleyecek, ( devamı )

ŞENLİK
Kişi yola koyulmuş. Uzaklara bakarken kendine ait olan evi görmüş. Eve doğru yürümüş. Ulaştığında kapı açılmış ve Kişi, bir şenlik için düzenlenmiş bir mekana girmiş.( devamı )

SÜKUNET
Psikoterapi konulu bir kongrede ünlü bir psikolog, dişi üzerine bir konuşma yaptı ve tartışma sırasında genç kadınların şiddetli saldırısına uğradı.( devamı )

YAŞAMIN AKIŞI
Yaban arısı kiraz çiçeğine uçmuş. Bal özünü içmiş, doymuş ve uçup gitmiş.
Ama derken vicdan azabına yakalanmış. Vermeden alan biri gibi hissetmiş kendini. ( devamı )

EŞİNİ ALDATAN KADIN
Bir zamanlar Kudüs’te bir adam Zeytin Dağı’ndan tapınağa gitmiş. İçeri girdiğinde bilgin hakimler genç bir kadını önüne sürüklemişler. ( devamı )

İKİ TÜR BİLGİ
Bilgin Bilgeye sorar;Nedir tek olanın bütün olma yolu?
Ya çok bilmeyi özlü bilgiden nasıl ayırmalı?Yanıtlar Bilge;( devamı )


YAŞAM SEVİNCİ
Sevinç çözer, rahatlatır insanı. Yaşadığımız sevinç olduğunda, sözgelimi özgürleştirici bir gülüşte üstümüzden bir ağırlık kalkar.( devamı )

DOSTLAR
Birbirini anlar dostlar. Aynı yöne bakarlar ama ortak bir hedef olmaksızın. Bu yönde görünenler uçsuz bucaksızdır. Bundan ötürü oraya doğru birbirleriyle sıkça karşılaşmadan ( devamı )