| |
|
Psikoterapi konulu bir kongrede ünlü bir psikolog, dişi
üzerine bir konuşma yaptı ve tartışma sırasında genç
kadınların şiddetli saldırısına uğradı. Kadınlara hala büyük
haksızlık yapıldığı, kadınların önünde bir erkeğin
dişilikten söz etmesinin haddini bilmezlik olduğu
görüşündeydiler.
Çok iyi niyetle konuşmuş olan psikolog haksızlığa
uğradığını, köşeye sıkıştırıldığını gördü, hele bir de bu
genç kadınların ileri sürdüklerine karşı söyleyecek pek az
şey varken.
Olay sona erdiğinde geri dönüp neyi yanlış yaptığını
düşündü. Meslektaşlarıyla görüştü. Bilge bir adamdan da öğüt
almaya gitti.
Bilge, “Genç kadınlar haklı” dedi, “Gerçi, senin de gördüğün
gibi erkeklere karşı koymada hiçbir zorlukları yok,
olasılıkla kendileri öyle kötü bir haksızlığa da
uğramamışlar. Ama başka kadınların maruz kaldıkları
haksızlığı sanki kendileri yaşamış gibi üstleniyorlar ve
böylece de güçlerini ökse otu benzeri yabancı bir gövdeden
kazanıyorlar. Gerçi kendilerine ait büyük bir ağırlıkları
yok ve sevgide benzerlerine bağımlı kalıyorlar ama
kendilerinden sonra gelenlere de yardım ediyorlar; çünkü
biri tohum eker, başka biri ekin biçer.”
“Ben bunları bilmek istemiyorum” dedi psikolog. “Benim
bilmek istediğim, bir kez daha böyle bir duruma düşecek
olursam ne yapmam gerektiği?”
“Arazinin ortasında fırtınaya yakalanmış biri gibi davran;
böyle biri fırtına dinene kadar sığınacak bir yer arar.
Sonra yeniden açık havaya çıkar ve taze havadan sevinç
duyar.”
Psikolog meslektaşlarının arasına döndüğünde bilgenin
kendisine ne öğütlediğini sordular. “Pek hatırlayamıyorum
ama” diye yanıtladı, “Galiba fırtınada da sık sık açık
havaya çıkmam gerektiği düşüncesindeydi.” |