| |
|
Yaban arısı kiraz çiçeğine uçmuş. Bal özünü içmiş, doymuş ve
uçup gitmiş.
Ama derken vicdan azabına yakalanmış. Vermeden alan biri
gibi hissetmiş kendini. “Ne yapacağım şimdi?” diye düşünmüş
ama bir türlü bir karara varamamış. Böylece haftalar, aylar
geçmiş.
Rahat, huzur bilmez olmuş. “Kiraz çiçeğine dönüp yürekten
teşekkür etmeli!” demiş kendi kendine. Kanat açmış, ağacı
bulmuş, dalı, kiraz çiçeğinin durduğu yeri. Ama çiçek artık
orada değilmiş. Yerinde yalnızca kıpkırmızı, olgun bir meyve
varmış.
Kederlenmiş yaban arısı. “Kiraz çiçeğine artık asla teşekkür
edemeyeceğim. Fırsatı kaçırdım. Ama bu bana bir ders olsun!”
demiş kendi kendine.
Ama daha bunlar aklından geçmekteyken tatlı bir koku ulaşmış
burnuna, pembe bir çanak yaprak çağırmış onu. Ve yaban
arısı, arzuyla yeni bir serüvene atılmış.
|