Mehmet Zararsızoğlu                       Hakkımızda                         İletişim
  Ana Sayfa
   
  Bert Hellinger
   
  Sistem-Aile Dizimleri
   
  Seminerler
   
  Psikolojik Hizmetler
   
  Eğitim Programları
   
  Dizimciler Listesi
   
  Makale ve Yayınlar
   
  Sık Sorulan Sorular
   
  Basında Biz
   
  Linkler
   
 
 

 Türkiye - Yunanistan Barış Semineri

       
   



 

Hellinger Enstitüsü Türkiye başkanı Mehmet Zararsızoğlu ve Yunanlı meslektaşı Haritini Papakirillou,  Türk - Yunan itilaflarında ailelerinde travmalar yaşamış her iki ulustan katılımcılarla, birincisi 2006 İstanbul ’da ikincisi 2007 Atina ’da olmak üzere barışa yönelik iki ayrı seminer gerçekleştirmiştir.

Üçüncüsü tekrar İstanbul ’da 11 - 12 Nisan 2009 tarihinde düzenlenecek seminere ön başvurular kabul edilmeye başlanmıştır.

Katılım Bedeli: 250 ytl + kdv

Seminer yeri daha sonra belirtilecektir.

 

     
  Türkiye – Yunanistan Barış Semineri III      11 - 12 Nisan 2009       İstanbul 
     
  Türkiye – Yunanistan Barış Semineri II        21 - 22  Nisan 2007     Atina
       
  Türkiye - Yunanistan Barış Semineri  I        15 – 16   Nisan 2006    İstanbul
       
    Ege’nin İki Yakasındaki Benzerliklerin ve Zıtlıkların Bitmeyen Hikayesinden Barışa Uzanan Yol
   


 

 


Barış önce ruhta başlar ve gelişebilir”. B.H


Savaş binlerce yıldan beri insanlık tarihine eşlik eden, derin kökleri ile yok eden ya da birleştiren etkisiyle çok eski bir güçtür. Gerek tarih gerekse psikolojik çalışmalar ve özellikle Sistem-Aile Dizimleri, savaşın antlaşmalar sonucu bitirildiğinde dahi bitmediğini, travmatik etkilerinin nesiller boyu devam edip aktarıldığını ve yeni itilaflara yol açtığını gösteriyor.

Savaş tüm toplumun travmatize edilmesidir. Bundan tüm gruplar etkilendiği halde, bu travmanın yaşanmasında ve çözümünde büyük bireysel farklılıklar gözlenmektedir. Özellikle yaşamlarının erken dönemlerinde ölüm, değersizlik ve şiddetle karşı karşıya kalmış bireyler, dinsel, ırkçı veya bir lider hareketinin etkisinde çok daha fazlasıyla kalırlar. Savaşlara maruz kalmış, fail veya kurban olmuş kişilerin sonraki jenerasyonları da ciddi anlamda tehlike altındadır. Bu kişiler kendilerini “seçilmiş” hissedip yaşanılan acı ve kayıpları eylem ve yaşam biçimleriyle dengelemek isterler. “Kör” bir sevgi ve sadakat içerisinde geçmiş nesillerce kaybedilmiş bir savaşın intikamını almaya çalışırlar. Bu şekilde özellikle düşmanlarını dışarıda arayan gruplar barışı tehdit ederler.

 

Bu zeytin dalı Yunanlı     dostlarımız tarafından aramızda başlayan “barışın” simgesi olarak getirilip hediye edilmiştir.

 


Eğer ‘diğerlerine’ insanca yaklaşmaz kendimizi sadece ait olduğumuz grubun bir parçası olarak, diğerlerini sadece kendi gruplarının bir parçası olarak algılarsak, tek tek insanları algılamamızda kör oluruz. Bir grubun parçası olarak kendimize çok kolay yabancılaşırız, aynı zamanda şuursuzlaşıp tüm bireyselliğimizi kolektif olanda yitiririz.”  B.H.
Barış ancak;
— daha evvel karşıt olanın bir arada buluşması,
— daha önce dışlananın karşılıklı tanınıp kabul edilmesi,
— daha önce birbiriyle savaşan, birbirlerini yaralayan ve belki de birbirlerini yok etmek isteyenlerin birlikte her iki tarafın kurbanlarının hissettikleri acının yasını, matemini tutarak, birbirlerine verdikleri acıyı hissetmekle mümkün olabilir.

Sistem-Aile Dizimleri, barışın öncelikle bireyin içinde ve ailede başlayabileceğini ispatlıyor. Eğer en küçük sistem olan Aile sisteminde barış oluşabiliyorsa, bu oluşum çok daha büyük gruplara yayılıp etkisini gösterebilir. Derin ve kalıcı barış niyetten uzak ve bağımsızdır. Nerede oluşuyorsa onu bir hediye olarak alıp tecrübe edebiliriz.

Hellinger Enstitüsü Türkiye başkanı Mehmet Zararsızoğlu ve Yunanlı meslektaşı Haritini Papakirillou,  Türk - Yunan itilaflarında ailelerinde travmalar yaşamış her iki ulustan katılımcılarla, birincisi 2006 İstanbul ’da ikincisi 2007 Atina ’da olmak üzere barışa yönelik iki ayrı seminer gerçekleştirmiştir.

Üçüncü adım tekrar İstanbul ’da 11 - 12 Nisan 2009 tarihinde düzenlenecektir.


İstanbul ve Atina Barış Seminerlerini yöneten uzmanlardan yorumlar :

İstanbul, 25 Nisan 2006

15-16 Nisan 2006 ’da İstanbul ’da, 21-22 Nisan 2007 ’de Atina ’da bir ilke imza atmanın gururunu ve sorumluluğunu yaşıyoruz. Enstitümüzün  düzenlediği bu barış seminerlerinde, ailelerinde mübadele döneminde büyük travmalar yaşamış Türk ve Yunan katılımcılarla iki gün boyunca, iki ulusun bitip tükenmek bilmeyen bu yarasına barışı serpiştirdik. Ben ve meslektaşım Haritini Papakirillou ’nun  yönettiği iki günlük bu barış dizimlerinde, ailelerinde birinci dereceden travma yaşamış insanların öncelikle bir araya gelip aynı mekanı, aynı havayı ilk önce İstanbul gibi ortak bir şehirde tatma cesaretini göstermelerini çok değerli ve önemli bir ilk adım olarak görüyoruz. Her iki ülkeden insanların yıllara dayalı taşıdıkları acı, hüzün öfke duygularını bir arada yaşayabilme, ifade edebilme, birbirlerini anlayabilme, tanıyabilme ve aile dizimlerinin o tılsımlı çözüm getiren adımlarıyla tüm bu travmaları çözmeye yönelik çok küçük ama son derece önemli  “ilk adımları” atmış olmak bizi çok gururlandırıp umutlandırıyor.

Bu konuda üçüncü adım olarak tekrar İstanbul ’da Yunanlı dostlarımızı konuk edeceğimiz 3. Barış Seminerinin hazırlıklarının tüm hızıyla devam ettiğini ilgi duyanlara ve bu seminere katılmak isteyenlere müjdeleyebiliriz.

Mehmet Zararsızoğlu

Hellinger Enstitüsü Türkiye Başkanı

Atina, 13 Mayıs 2006

Yunanistan’da dizimler yapmaya başladığımdan beri Türkler ve Yunanlılar arasındaki çatışma ve düşmanlık konusu sürekli olarak karşıma çıkar. Bu yüzden Türkler ve Yunanlılarla beraber dizim yapma fikri içimde doğal olarak oluştu. Bu fikir hızla da gerçeğe dönüştü. 18 Yunanlı Danışan bu fikri hayata geçirmeye çoktan hazırdılar.

Hazırlanma süreci çok gergin ve heyecanlıydı. Bize doğru yaklaşan bilinmezle ilgili hem pek çok beklentiyle hem de korkuyla doluyduk.

14 Nisan geldiğinde halimiz tam da böyleydi..

Uçağa binmeden önce hepimiz el ele tutuşarak bir daire oluşturduk. Gruba, hepimizin barışa sunacak iyi bir şeylerimiz olduğunu söyledim ve Bert Hellinger’in şu sözlerini hatırlattım: ‘Barışın başladığı yer bizim ruhumuzdur.’ Hepimiz çok duygulanmıştık. Aynı zamanda büyük bir telaş ve sabırsızlık içindeydik. Bunun tek sebebi Türk komşularımızla buluşacak olmamız değildi.Yunanlı danışanlarımın çoğu kendi atalarının anayurdunu ilk defa ziyaret etmek üzereydiler. İşin aslı bu bu yolculuk bizim için bir çeşit haç yolculuğuydu.

Cuma akşamüzeri, Mehmet bizleri karşıladıktan sonra ben de ona hediyemizi teslim ettim. Bu bizim çalışmamız için özel olarak yapılmış ve üzerinde 3 adet zeytin bulunan metalden bir zeytin dalıydı. (Bunu yapan sanatçı hanım durumu bilmeden dala 3 zeytin koymuştu.) Zeytinlerden ikisi yan yana ve biri daha aşağıdaydı. Bunun üzerine Mehmet’e şöyle dedim:

‘ Mehmet, biz sana bir zeytin dalı getiriyoruz, barışın bir sembolünü… Tıpkı çalışmamızda hep söylediğimiz gibi ‘İkiden her zaman bir üçüncü doğar.’ Bu iki zeytin, Yunanistan ve Türkiye’yi temsil ediyor ve üçüncü zeytinse bizim dostluğumuz için konmuş olmalı’

Gruptaki ilk tanışma turu sırasında yapılan paylaşımlar sırasında Mehmet, Müslümanların o hafta sonu Muhammed'in doğum gününü kutladıklarını söyledi. Aynı gün Museviler için Pessach ve biz Ortodoks Yunanlılar için Palmensonntag'tı. (Ne tesadüf ; İyi olan her şey üçtü!)

Aynı gün iki dizim yaptık. Alttan alta büyümüş yoğun saldırganlık ve nefretin hızla gün ışığına çıkışını izlemek bizim için son derece üzücüydü. Allaha çok şükür ki grup için sağlam ve güvenli bir zemin oluşturmayı başarabilmiştik. Mehmet’in ve benim erkeksi ve kadınsı enerjilerimiz çok iyi dengelenmişti. Böylece gruptaki katılımcılar çok yavaşça ama güvenli bir şekilde kendilerini açabildiler. Sanki elimizde son derece narin, porselenden yapılmış ve açmakta olan bir çiçek vardı. Kalbimizdeki istek tek olduğu için onunla uğraşırken son derece özenli ve dikkatliydik: Birbirimizle buluşabilmek istiyorduk.

En derin temas, açıklık, saldırganlık, nefret, en derin acı, yas, sevinç ve dostluk, iki farklı ulusun ve zihniyetin benzerlikleri ve farklılıkları, iki taraftan da akan ve pek çok şeyi çözen gözyaşları… Hepsi vardı.

Buluşmamızın ilk gecesinde Mehmet ve ben de dahil olmak üzere hepimiz içsel sınırlarımızın sonuna ulaşmıştık. Ertesi gün Mehmet’le daha fazla dizim yapmamaya karar verdik. Bir önceki günkü dizimler hepimiz için fazlasıyla yeterli olmuştu. Bunun yerine bütün gün süren bir paylaşım çalışması yaptık. Yaklaşık 20 Tük ve 20 Yunanlı katılımcı bu paylaşım sırasında, en derin acılarını dile getirme fırsatı buldu. Bu acı, pek çok kuşak boyunca taşınmaya devam edilmiş bir acıydı. Katılımcıların çok yavaş bir şekilde açıldıklarını gözlemleyebiliyorduk. Giderek daha neşeli ve ulaşılabilir bir hale geliyorlardı. Pek çok önyargı da giderek azalıyordu. Mehmet ve ben, küçük küçük ama pek çok adım atmaya ihtiyacımız olduğuna karar verdik.
Bu bir başlangıçtı.

Paylaşımımızın sonunda Pazar öğlenden sonra bu ilk buluşmamız sona erdi. Mehmet ayağa kalktı ve şöyle dedi: ‘Yunanlıların buraya gelmeleri bir büyüklüktü. Bunun için onlara önlerinde derin bir saygıyla eğilerek teşekkür etmek istiyorum. Lütfen bunu kabul edin’. Sonra odanın ortasına geldi ve bizlerin önünde derin bir saygıyla eğildi. Bunun etkisi o kadar büyüktü ki, katılımcılar birbirinin ardından ayağa kalkarak hep beraber bu yaşananın önünde eğildiler. Bu herkes için olağanüstü güzel bir andı. Hepimizin ruhuna derinden etki eden, seslerimizi yumuşaklaştıran, kalplerimizi ısıtan bir hafta sonu olmuştu.

Beraber yapacağımız bir sonraki çalışmanın Atina’da olacağına dair birbirimize verdiğimiz sözle vedalaştık.                                                         

Haritini Papakirillou

Uzman Psikolog