| |
|
|
|
Barış önce ruhta başlar ve
gelişebilir”. B.H
Savaş binlerce yıldan beri insanlık tarihine eşlik eden,
derin kökleri ile yok eden ya da birleştiren etkisiyle çok
eski bir güçtür. Gerek tarih gerekse psikolojik çalışmalar
ve özellikle Sistem-Aile Dizimleri, savaşın antlaşmalar
sonucu bitirildiğinde dahi bitmediğini, travmatik
etkilerinin nesiller boyu devam edip aktarıldığını ve yeni
itilaflara yol açtığını gösteriyor.
Savaş
tüm toplumun travmatize edilmesidir. Bundan tüm gruplar
etkilendiği halde, bu travmanın yaşanmasında ve çözümünde
büyük bireysel farklılıklar gözlenmektedir. Özellikle
yaşamlarının erken dönemlerinde ölüm, değersizlik ve
şiddetle karşı karşıya kalmış bireyler, dinsel, ırkçı veya
bir lider hareketinin etkisinde çok daha fazlasıyla
kalırlar. Savaşlara maruz kalmış, fail veya kurban olmuş
kişilerin sonraki jenerasyonları da ciddi anlamda tehlike
altındadır. Bu kişiler kendilerini “seçilmiş” hissedip
yaşanılan acı ve kayıpları eylem ve yaşam biçimleriyle
dengelemek isterler. “Kör” bir sevgi ve sadakat içerisinde
geçmiş nesillerce kaybedilmiş bir savaşın intikamını almaya
çalışırlar. Bu şekilde özellikle düşmanlarını dışarıda
arayan gruplar barışı tehdit ederler. |
|
| |
|
Eğer ‘diğerlerine’ insanca yaklaşmaz kendimizi sadece ait
olduğumuz grubun bir parçası olarak, diğerlerini sadece
kendi gruplarının bir parçası olarak algılarsak, tek tek
insanları algılamamızda kör oluruz. Bir grubun parçası
olarak kendimize çok kolay yabancılaşırız, aynı zamanda
şuursuzlaşıp tüm bireyselliğimizi kolektif olanda
yitiririz.” B.H.
Barış ancak;
— daha evvel karşıt olanın bir arada buluşması,
— daha önce dışlananın karşılıklı tanınıp kabul edilmesi,
— daha önce birbiriyle savaşan, birbirlerini yaralayan ve
belki de birbirlerini yok etmek isteyenlerin birlikte her
iki tarafın kurbanlarının hissettikleri acının yasını,
matemini tutarak, birbirlerine verdikleri acıyı hissetmekle
mümkün olabilir.
Sistem-Aile Dizimleri, barışın öncelikle bireyin içinde ve
ailede başlayabileceğini ispatlıyor. Eğer en küçük sistem
olan Aile sisteminde barış oluşabiliyorsa, bu oluşum çok
daha büyük gruplara yayılıp etkisini gösterebilir. Derin ve
kalıcı barış niyetten uzak ve bağımsızdır. Nerede oluşuyorsa
onu bir hediye olarak alıp tecrübe edebiliriz.
Hellinger
Enstitüsü Türkiye başkanı Mehmet Zararsızoğlu ve Yunanlı
meslektaşı Haritini Papakirillou, Türk - Yunan
itilaflarında ailelerinde travmalar yaşamış her iki ulustan
katılımcılarla, birincisi 2006 İstanbul ’da ikincisi 2007
Atina ’da olmak üzere barışa yönelik iki ayrı seminer
gerçekleştirmiştir.
Üçüncü adım
tekrar İstanbul ’da 11 - 12 Nisan 2009 tarihinde
düzenlenecektir.
İstanbul ve Atina Barış
Seminerlerini yöneten uzmanlardan yorumlar :
İstanbul, 25 Nisan 2006
15-16 Nisan 2006 ’da İstanbul ’da, 21-22 Nisan 2007 ’de
Atina ’da bir ilke imza atmanın gururunu ve sorumluluğunu
yaşıyoruz. Enstitümüzün düzenlediği bu barış
seminerlerinde, ailelerinde mübadele döneminde büyük
travmalar yaşamış Türk ve Yunan katılımcılarla iki gün
boyunca, iki ulusun bitip tükenmek bilmeyen bu yarasına
barışı serpiştirdik. Ben ve meslektaşım Haritini
Papakirillou ’nun yönettiği iki günlük bu barış
dizimlerinde, ailelerinde birinci dereceden travma yaşamış
insanların öncelikle bir araya gelip aynı mekanı, aynı
havayı ilk önce İstanbul gibi ortak bir şehirde tatma
cesaretini göstermelerini çok değerli ve önemli bir ilk adım
olarak görüyoruz. Her iki ülkeden insanların yıllara dayalı
taşıdıkları acı, hüzün öfke duygularını bir arada
yaşayabilme, ifade edebilme, birbirlerini anlayabilme,
tanıyabilme ve aile dizimlerinin o tılsımlı çözüm getiren
adımlarıyla tüm bu travmaları çözmeye yönelik çok küçük ama
son derece önemli “ilk adımları” atmış olmak bizi çok
gururlandırıp umutlandırıyor.
Bu konuda üçüncü adım olarak tekrar İstanbul ’da Yunanlı
dostlarımızı konuk edeceğimiz 3. Barış Seminerinin
hazırlıklarının tüm hızıyla devam ettiğini ilgi duyanlara ve
bu seminere katılmak isteyenlere müjdeleyebiliriz.
Mehmet
Zararsızoğlu
Hellinger Enstitüsü Türkiye Başkanı
Atina, 13 Mayıs 2006
Yunanistan’da dizimler yapmaya başladığımdan beri Türkler ve
Yunanlılar arasındaki çatışma ve düşmanlık konusu sürekli
olarak karşıma çıkar. Bu yüzden Türkler ve Yunanlılarla
beraber dizim yapma fikri içimde doğal olarak oluştu. Bu
fikir hızla da gerçeğe dönüştü. 18 Yunanlı Danışan bu fikri
hayata geçirmeye çoktan hazırdılar.
Hazırlanma süreci çok gergin ve heyecanlıydı. Bize
doğru yaklaşan bilinmezle ilgili hem pek çok beklentiyle hem
de korkuyla doluyduk.
14 Nisan geldiğinde halimiz tam da böyleydi..
Uçağa binmeden önce hepimiz el ele tutuşarak bir daire
oluşturduk. Gruba, hepimizin barışa sunacak iyi bir
şeylerimiz olduğunu söyledim ve Bert Hellinger’in şu
sözlerini hatırlattım: ‘Barışın başladığı yer bizim
ruhumuzdur.’ Hepimiz çok duygulanmıştık. Aynı zamanda büyük
bir telaş ve sabırsızlık içindeydik. Bunun tek sebebi Türk
komşularımızla buluşacak olmamız değildi.Yunanlı
danışanlarımın çoğu kendi atalarının anayurdunu ilk defa
ziyaret etmek üzereydiler. İşin aslı bu bu yolculuk bizim
için bir çeşit haç yolculuğuydu.
Cuma akşamüzeri, Mehmet bizleri karşıladıktan sonra ben de
ona hediyemizi teslim ettim. Bu bizim çalışmamız için özel
olarak yapılmış ve üzerinde 3 adet zeytin bulunan metalden
bir zeytin dalıydı. (Bunu yapan sanatçı hanım durumu
bilmeden dala 3 zeytin koymuştu.) Zeytinlerden ikisi yan
yana ve biri daha aşağıdaydı. Bunun üzerine Mehmet’e şöyle
dedim:
‘ Mehmet, biz sana bir zeytin dalı getiriyoruz, barışın bir
sembolünü… Tıpkı çalışmamızda hep söylediğimiz gibi ‘İkiden
her zaman bir üçüncü doğar.’ Bu iki zeytin, Yunanistan ve
Türkiye’yi temsil ediyor ve üçüncü zeytinse bizim
dostluğumuz için konmuş olmalı’
Gruptaki ilk tanışma turu sırasında yapılan paylaşımlar
sırasında Mehmet, Müslümanların o hafta sonu Muhammed'in
doğum gününü kutladıklarını söyledi. Aynı gün Museviler için
Pessach ve biz Ortodoks Yunanlılar için Palmensonntag'tı.
(Ne tesadüf ; İyi olan her şey üçtü!)
Aynı gün iki dizim yaptık. Alttan alta büyümüş yoğun
saldırganlık ve nefretin hızla gün ışığına çıkışını izlemek
bizim için son derece üzücüydü. Allaha çok şükür ki grup
için sağlam ve güvenli bir zemin oluşturmayı
başarabilmiştik. Mehmet’in ve benim erkeksi ve kadınsı
enerjilerimiz çok iyi dengelenmişti. Böylece gruptaki
katılımcılar çok yavaşça ama güvenli bir şekilde kendilerini
açabildiler. Sanki elimizde son derece narin, porselenden
yapılmış ve açmakta olan bir çiçek vardı. Kalbimizdeki istek
tek olduğu için onunla uğraşırken son derece özenli ve
dikkatliydik: Birbirimizle buluşabilmek istiyorduk.
En derin temas, açıklık, saldırganlık, nefret, en derin acı,
yas, sevinç ve dostluk, iki farklı ulusun ve zihniyetin
benzerlikleri ve farklılıkları, iki taraftan da akan ve pek
çok şeyi çözen gözyaşları… Hepsi vardı.
Buluşmamızın ilk gecesinde Mehmet ve ben de dahil olmak
üzere hepimiz içsel sınırlarımızın sonuna ulaşmıştık. Ertesi
gün Mehmet’le daha fazla dizim yapmamaya karar verdik. Bir
önceki günkü dizimler hepimiz için fazlasıyla yeterli
olmuştu. Bunun yerine bütün gün süren bir paylaşım çalışması
yaptık. Yaklaşık 20 Tük ve 20 Yunanlı katılımcı bu paylaşım
sırasında, en derin acılarını dile getirme fırsatı buldu. Bu
acı, pek çok kuşak boyunca taşınmaya devam edilmiş bir
acıydı. Katılımcıların çok yavaş bir şekilde açıldıklarını
gözlemleyebiliyorduk. Giderek daha neşeli ve ulaşılabilir
bir hale geliyorlardı. Pek çok önyargı da giderek
azalıyordu. Mehmet ve ben, küçük küçük ama pek çok adım
atmaya ihtiyacımız olduğuna karar verdik.
Bu bir başlangıçtı.
Paylaşımımızın sonunda Pazar öğlenden sonra bu ilk
buluşmamız sona erdi. Mehmet ayağa kalktı ve şöyle dedi:
‘Yunanlıların buraya gelmeleri bir büyüklüktü. Bunun için
onlara önlerinde derin bir saygıyla eğilerek teşekkür etmek
istiyorum. Lütfen bunu kabul edin’. Sonra odanın ortasına
geldi ve bizlerin önünde derin bir saygıyla eğildi. Bunun
etkisi o kadar büyüktü ki, katılımcılar birbirinin ardından
ayağa kalkarak hep beraber bu yaşananın önünde eğildiler. Bu
herkes için olağanüstü güzel bir andı. Hepimizin ruhuna
derinden etki eden, seslerimizi yumuşaklaştıran,
kalplerimizi ısıtan bir hafta sonu olmuştu.
Beraber yapacağımız bir sonraki çalışmanın Atina’da
olacağına dair birbirimize verdiğimiz sözle
vedalaştık.
Haritini
Papakirillou
Uzman
Psikolog |